İL:
ANTALYA
AY-YIL:ŞUBAT-2007
TARİH:09.02.2007
تَبَارَكَ
الَّذِي
بِيَدِهِ
الْمُلْكُ وَهُوَ
عَلَى كُلِّ
شَيْءٍ
قَدِير ٌالَّذِي
خَلَقَ
الْمَوْتَ
وَالْحَيَاةَ
لِيَبْلُوَكُمْ
أَيُّكُمْ
أَحْسَنُ
عَمَلا
وَهُوَ
الْعَزِيزُ
الْغَفُورُ {2}
Aziz Mü’minler!
Hepimiz biliyoruz ki, her
başlangıcın bir sonu, her canlının bir ömrü ve her ömrün bir ölümü vardır. Kâinatı var eden Allah, onu emrine râm etmiş,
fıtrat kanunlarına uymaya, zamanı gelince de ölüme mahkûm etmiştir.
Kâinatın özü insan da zamanı gelince elbet ölecektir.
Hayat kadar gerçek olan ölümü kabullenmemek mümkün mü? Ölüm bu hayatın sonu
olmakla birlikte insan için bir son değil, fani âlemden ebediyet yurduna geçiştir.
Yunus:
“Ölümden
ne korkarsın,
Korkma ebedî varsın,”
derken,
bunu anlatmış, merhum Necip Fazıl da :
“Ebedî gençlik ölüm desem kimse inanmaz.
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.”
dizeleriyle
bunu ifade etmiştir.
Ölüm, yerin üstünde görüp geçirdiğimiz rüya gibi
hayatın yerin altında gerçeğe dönüşerek devam etmesidir denilebilir.
Kur’ân, ölüm ve sonrasındaki gerçeklerden şöyle bahseder:
“Nerede
olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile.” “Her
canlı ölümü tadacaktır. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan
ederiz ve siz ancak bize döndürüleceksiniz.” Ve “Kıyamet günü yaptıklarınızın
karşılığı size mutlaka tastamam verilecektir.”[1]
Değerli Mü’minler!
Ömür; doğumla başlayıp mezara kadar devam eden bir
yolculuktur. Önemli olan; nerede, ne zaman, nasıl ve ne şekilde karşılaşacağımızı
bilmediğimiz ölüme hazır olmaktır. Her an beklediğimiz misafire evimizi nasıl
hazırlarsak, ölüme de kendimizi hazırlamalıyız. Görüyoruz ki, bunun bir sırası
yoktur. Bin bir hayalle yatıp gözünü öteki dünyada açanları düşünelim. Madem ki
yolcuyuz ve her an çağrılacak durumdayız, neden çantamız hazır, amellerimiz derli toplu değil? Neden içimizdeki
kin ve nefreti silip sevgi ve merhametle doldurmuyor, amel defterlerimizi
gözden geçirip, eksiklerimizi tamamlamıyoruz?
Değerli Kardeşlerim!
Bu gerçeğe hazır olmak, onu her an hatırlamakla olur.
Bu da; Kurân’a sarılmak ve her an birimizi alıp götüren ölümü düşünmekle mümkündür.
Geçici zevkler bizi aldatmasın. Ölümü hatırlamak ta bizi korkutmasın. Çünkü
ömrünü ve rızkını tamamlamadan hiç kimse ölmez.
Ölümü hatırlamak; yani ilahî huzurda hesap verme
düşüncesi, geçici zevklere aldanmayı önler. Allah'a isyana engel olur,
gönlümüzü yumuşatır. Şımarıklığı giderir, haksızlıkları, hasedi, kin ve nefreti
silip dünya sıkıntılarını hafifletir ve ömrü değerlendirir. Unutmayalım ki,
değerlendirilmeyen ömür boşa harcanmış bir servettir.
Hutbenin başında okuduğum âyette Allah (cc), hayat ve ölüm gerçeğini şöyle ebedileştirir:
“Mutlak
hükümdarlık elinde olan Allah yüceler yücesidir ve O’nun her şeye gücü yeter.
O, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölüm ve hayatı yaratmıştır.
O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” [2]
Muhterem Müslümanlar!
Bir imtihanda olduğumuzu, iki melek tarafından,
kameraya alınır gibi tüm davranışlarımızın tespit edildiğini, bunların bir gün
önümüze konulacağını biliyoruz. O halde, doğru ve yanlışın ortaya çıktığı gün,
utanıp pişman olacağımız işlerden kaçınalım. Sevgili Peygamberimiz (sav)’in:
“Her kul öldüğü
hal üzere diriltilir”[3] sözünü
unutmayalım. Allah’ın rızası üzere yaşayıp O’na iyi kul olarak kavuşmaya gayret
edelim.
_____________________________
[1]
Nisâ, 4/78; Enbiyâ, 21/35; Âl-i İmrân, 3/185.
[2]
Mülk, 67/1-2.
[3]
Müslim, Sahîh, “Cennet”, 83.
Hazırlayan :Mücahid DEMİREL
Vaiz
Sayfayı Yazdır
| Pencereyi Kapat